internet üzerinde on-line roman, hikaye, siir yayını
New Page 1New Page 1
Ve
hep yenik düşüyoruz
akıp
giden zamana...
Bu romanda geçen olaylar bazılarına
yaşanmış gibi gelebilir. Esinlenme vardır ancak isimler ve olayların
büyük bir kısmı hayal ürünüdür. Yaşadıklarıma, duyduklarıma ve
hayal ettiklerime bu romanda yer verdim. Özetle, imkansız bir sevgiyle birbirine bağlanan iki gencin hüzün dolu aşkları penceresinden, Karadeniz insanının
fırtınalı ve bir o kadar zorlu yaşamı, gelenekleri ve kültüründen kesitler
sunmaktadır.
-Onun sayesinde ben de ortaokulu dışardan bitirip öğretmen okuluna gideceğim. Mustafa’nın sesi minnet duygusuyla dopdoluydu.
Ufuk, Mustafa’nın okula gitmiyor olmasından dolayı kısa süreli bir şaşkınlık geçirdi.
-Demek öğretmen olmak istiyorsun.
-Evet. Hem de çok.
-Babam gibi öğretmen olmak istiyorsun. Diye kısık bir sesle tekrarladı Ufuk.
-Kutsal bir görev. Dedi sesini yükselterek. İnsanlara bir şeyler öğretebilmek, onları yetiştirip hayata hazır hale getirmek açısından çok önemli bir meslek. Diye gurur dolu bir sesle sürdürdü konuşmasını.
-Ben de bu yüzden öğretmen olmak istiyorum zaten. Sonra da baban gibi müfettiş, belki de maarif müdürü olurum kim bilir.
Mustafa’nın cümleleri, Ufuk’un babasıyla dolu anılarını tekrardan alevlendirdi.
Köy Enstitüsünü pekiyi dereceyle bitiren babası, Anadolu’nun ücra köşesinde küçük bir okula tayin olduğunda, kendilerini nasıl bir yaşamın beklediğini bilmeden, eşyalarla yüklü eski püskü kamyonun sırtında yeni hayatlarına merhaba demişlerdi.
Bozkırın tam ortasında, etrafını çevreleyen çam ormanları içinde, bağ ve tarlalarıyla sevimli ve bir o kadar bakir bir köydü Belenören. Her ne kadar hasım oldukları köyün ismini hatırlatsa da, Vehbi buraya tayin olmaktan son derece mutluydu. İdealist bir öğretmen için tüm koşullar son derece elverişliydi.
Alışma dönemini atlatır atlatmaz kolları hemen sıvamış ve ilk iş olarak, yarısı kaldıkları ev yarısıda beş sıra beş sınıf şeklindeki derslikten oluşan barakanın yanına bir hayvan çiftliği kurmuştu. Tavuk, horoz, tavşan ve kazlar ilk konukları olmuştu bu yerin. Ayrıca envai çeşit sebze yetiştireceği büyükçe bir bahçe yeri düzenlemiş ve ekmeye başlamıştı.
Ufuk’un bu köyde geçen yaşamında hiç unutamadığı, ramazan aylarında, yere kurulan tahta sofrasının üzerine konulan bakır tepsinin altına serilen peşpeşe eklenmiş geyik motifli siyah beyaz renkteki yer örtüsü ve son ana kadar içinde ne olduğu sürprizini taşıyan kapaklı bakır tabaklarla bezenmiş zengin iftar sofraları.
selamün aleyküm.
önce blog çalışmanızdan dolayı sizi tebrik eder ve daha da güzellerini yapma gayretlerinizin devam etmesini temenni ederim.
ramazan ayında bulunmamız hasebiyle sizler de biliyorsunuz ki,basın yayın organlarının tümü ramazana ve ramazan içinde yapılmasına yayın ilkelerinden ödün vermeyerek te olsa yayınlarında yer vermişlerdir.
tabi bu bloglara da yansıyor ve ben bunu takdir ediyorum. belki siz blog sahiplerinizden biriniz bir tek yazınızla bir insana-ki bir bile bazen çok şeydir-ulaşıp manevi yardımda bulunmuş olabilmektesiniz. Allah razı olsun.
ama bazen elimizdeki imkanları da yeterli değerlendirmiyoruz kanısındayım. örneğin,insanın sevdiği,değer verdiği şeyi başkalarına da tanıtması, ilgi alanına giren şeyleri başkalarıyla da paylaşması,memnun olduğu beğendiği şeyleri başkalrının yararına sunmak için çaba sarfetmesi çok çok güzel. nasıl bizler Rabbimizi seviyor ve onu tanıtmak için önümüzdeki her türlü fırsatı bu uğurda değerlendiriyorsak..işte burda da öncelikler ortaya çıkıyor....sevdiğimiz vedeğer verdiğimiz şeylerin öncelikleri,bizlerin Rabbimiz katındaki önceliklerimizle doğru orantılıdır. bu günlerde bir insana maddi manevi el uzatabilmek-imkanlarımız ölçüsünde-bence tüm ihtiyaçlarımızdan- ve özellikle bayram yaklaşmışken- blogumuzda yapacağımız tüm şiir,yazı ,fıkra vs. gibi çalışmalrdan önce gelmelidir diye düşünüyorum.
dolayısıyle blogcu özdemir beyin yaptığı yardım kampanyası da sevap paylaşma adına kaçırmamamız gereken ve de öncelik arzeden bir çalışmadır ki,her türlü desteği hakedeiyor böyle halis bir niyetin amele dönüştürülme çabası...evet bence özdemir beye teşekkür bile etmeliyiz düşüncesindeyim. zira bu sevaba sadece kendisi nail olmak gibi bencilce bir düşünceden sıyrılıp, bir yazı paylaşımıyla , bir 5 ytl ile bile olsa; bu sevabı ulasabildiği herkesle paylaşmak istiyor. Allah razı olsun. ama önemli olan gönülden istemektir,bir gülümseme bile sadakadır;gönülden olursa...rabbim sadakalarımızı,maddi manevi hizmetlerimiz kabul edip niyetlerimizi halisleştirsin. Rabbim hepimizi kendisinden uzaklaştırmasın. bizleri yanında sonraya bırakmasın...
sizlerden de ALLAH razı olsun. daha güzel çalışmalara imza atmanız dileklerimle...saygılar
Bugün sayfa 2'yi okuyorum.
Çok merak ediyormuyum hayır..
Bu iyi mi kötü mü?
İyilik yada kötülükten çok akışla ilgili
Sayfanın satırları arasında birer birer gideyim istiyorum
Sanki yeni bir komşu değilde
Eski komşum sokağıma taşınmış gibi..
Onula; çayla, kahveyle sohbet edeyim.
romanla ilgili mesaj almak istemeyenler lütfen geribildirimde bulunsunki adreslerini mail listemden çıkarayım. Amacım kimseyi rahatsız etmek değil sadece yazdıklarımı paylaşmak. Bilmeden rahatsız ettiğim kişiler varsa onlardan özür dilerim.
Arkadaş listenize eklemişsiniz hikayelerinize baktım anlaşılan sizde karadenizlisiz ama nerden sorabilir miyim?Blogunuzda nereli olduğunuz geçiyosa da görmedim bunun içinde ayrıca özür diliyorum...
mancabali28 tarafından yazıldı
M E R A K L I S I N A ::::::::::::::::::> B O R S A
Bu sitede yeralan tüm şiir, deneme, roman ve yazıların telif hakkı Uğur İpek'e ait olup kaynak göstermek (web adresi ve isim) suretiyle kullanılabilir.
Basılacak ve yayımlanacak eserlerde kullanılmak üzere alıntı yapılması durumunda yazardan izin alınması gerekmektedir. copyright 2006 Uğur İpek